DOMUZ GRİBİNDE (A/H1N1) BEBEKLERİN BESLENMESİ
DOMUZ GRİBİNDE (A/H1N1) BEBEKLERİN BESLENMESİ
Bebeğimi korumak için ne yapabilirim?
İngiltere 21 Yaş Altı Milli Takımı ve Manchester City'nin savunma oyuncusu Micah Richards'ın tatilini geçirdiği Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nde yakalandığı domuz gribinde iyileşme sürecine girdiği öğrenildi.Domuz gribi aşısı insanlar üzerinde denendi

Çin'de influenza A/H1N1 gribine karşı geliştirilen aşı insanlar üzerinde denendi.
Şinhua ajansının haberine göre, Çin'de eczacılık alanında faaliyet gösteren Pekin Kışing Biyolojik Ürünler grubu tarafından yapılan testler sonucu, aşının insanlar üzerinde "güvenilir ve güvenli" olduğu açıklandı.
Kışing Biyolojik Ürünler grubu Genel Müdürü Yin Veydong yaptığı açıklamada, gönüllüler üzerinde yaptıkları deneyler neticesinde herhangi bir olumsuz yan etkiye rastlamadıklarını ve gönüllülerin bulgularının üç günlük gözlem süresi boyunca olumlu yönde geliştiğini kaydetti.
Başlangıç deneyleri kapsamında aşının "güvenilir ve güvenli" olduğunu belirten Yin, şirketin, Ağustos ayında kamuoyuna aşıyla ilgili rapor sunacağını bildirdi.
Aşının 1600 kişi üzerinde denendiğini ifade eden Yin, testlerin iki ay içerisinde tamamlanacağını, 3-60 yaş arası gruba aşıdan 21 gün arayla iki doz vurulabileceğini, 60 yaş üzerine ise tek dozun yeterli olabileceğini kaydetti. 28.07.2009
DOMUZ GRİBİ AŞINIDA TEHLİKE
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, domuz gribi aşısında skualen isimli maddenin Körfez Savaşı Sendromu gibi vücudu tahrip eden oto-immun hastalıklarına neden olduğuna dikkat çekerek, “Aylar öncesinden 20 milyon doz domuz gribi aşısı siparişi veren Sağlık Bakanlığı’nın ısmarladığı aşıda Amerika’da yasak olan bu adjuvan madde skualen var mı?” dedi.
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, domuz gribi aşısının çok tehlikeli olabileceğini bildiren haberlere her gün bir yenisinin daha eklendiğini belirterek, “Grip aşılarına tıp dilinde adjuvan adı verilen ve vücudun aşıya daha fazla tepki vermesini sağlayan maddeler ekleniyor. Alüminyum ve skualen bunlar içinde en çok kullanılanlar” dedi.
Aşılara adjuvan eklenmesinin teorik olarak mantıklı olduğun belirten Prof. Dr. Küçükusta, bu sayede kısa zamanda az sayıda virüsle aşı üretmek ve böylece de daha az virüs antijeni ile daha çok insanı aşılamanın mümkün olduğunu söyledi. Ancak bu işlemin çok tehlikeli yan etkilerinin de olduğunu söyleyen Prof. Dr. Küçükusta, “Bu sebeple de Avrupa’da üç çeşit aşıda skualen kullanılıyor olsa da Amerika’da bu maddelerin aşılara eklenmesine kesinlikle müsaade edilmiyor. Oysa medyada domuz gribi aşısı üreten şirketlerin en az ikisinin hazırladıkları aşıda adjuvan kullanacakları haberleri yer aldı” dedi.
SAĞLIK BAKANLIĞI'NA DOMUZ AŞISI SORUSU
Skualen’in besinlerle sindirim sisteminden vücuda girmesi halinde hiçbir sorun olmayacağını ancak aşılarda verilmesinin yan etkilere sebep olduğunu kaydeden Küçükusta, Körfez Savaşı Sendromu gibi vücudu tahrip eden oto-immun hastalıklara neden olduğunu açıkladı. Küçükusta, “Aylar öncesinden 20 milyon doz domuz gribi aşısı siparişi veren Sağlık Bakanlığı’na birkaç sorum var. Aşı hangi firmadan alınıyor ve bunun için kaç lira ödenecek? Sağlık Bakanlığı’nın ısmarladığı aşıda Amerika’da yasak olan bu adjuvan madde skualen var mı? Eğer varsa Sağlık Bakanlığı’nın skualenin emniyeti konusundaki fikri nedir?” sorularını yöneltti.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, "Çok insan hastalanacaktır, buna hazırlıklı olalım” dedi.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, domuz gribinin önümüzdeki aylarda bütün dünyada çok hızlı bir şekilde yayılacağını belirtti.
Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ile Kosova Sağlık Bakanlığı arasında “Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşma” imzalandı.
Bakan Akdağ, bakanlıkta gerçekleşen imza töreninin ardından bir gazetecinin “Sağlık Bakanlığınca bundan birkaç ay önce yapılan bir açıklamada, hac döneminde domuz gribi ile ilgili olarak bazı önlemlerin alınmasının söz konusu olduğu söylenmişti, nasıl önlemler alınması gerekiyor?” şeklindeki sorusuna, şu yanıtı verdi: “Bu husustaki uygulamalar, Dünya Sağlık Örgütü ve hac konusundaki sağlık meselelerini yöneten Suudi yetkililerin temel yönlendirmeleri doğrultusunda yapılacaktır. Henüz kesinleşmiş kararlar mevcut değil. Bu kararların kesinleşmemiş olmasının en önemli nedeni, hastalıkla ilgili verilerin henüz toplanıyor olmasıdır. Ayrıca hastalığın aşı ile ilgili gelişmelerinin de henüz tamamlanmamış olmasıdır. Önümüzdeki bir ay gibi bir sürede bunlar netleşecektir. Biz de vatandaşlarımızı koruyacak biçimde kararlarımızı Diyanet İşleri Başkanlığı ile birlikte vereceğiz. Konuyu çok yakından takip ediyoruz.”
Bakan Akdağ, domuz gribine ilişkin başka bir soru üzerine, “Bu hastalık, bütün dünyada önümüzdeki aylarda çok hızlı bir şekilde yayılacak. Burada önemli olan kendi ülkemiz açısından bu yayılmayı yavaşlatmak, riskli grupları iyi korumak, onları aşılamaktır. Ne yapacağımızı bilmektir. Çok insan hastalanacaktır, buna hazırlıklı olalım” dedi. Hastalık konusunda bakanlık ve yerel sağlık birimlerinin vatandaşları bilgilendirmeye devam ettiğini vurgulayan Bakan Akdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Koruyucu tedbirleri çok iyi alacağız. Bulaştırmamak için ellerimizi çok iyi yıkamamız gerek, diğer koruyucu tedbirleri iyi alacağız. Bir de Sağlık Bakanlığı ve yerel sağlık yöneticilerince yapılan uyarıları takip edeceğiz. Süreç içinde bu uyarıların niteliği değişebiliyor. Her türlü iletişim mecrasını kullanarak özellikle basın aracılığıyla halkımızı aydınlatmaya devam edeceğiz. Artık domuz gribi ile ilgili bir hasta gördüğümüzde, bunu çok özel bir durummuş gibi görmekten vazgeçmeliyiz. Bu hastalık bütün dünyada yayıldı, biliyoruz ki kış mevsiminde yayılma çok hızlanacak.” Sağlık Bakanı Akdağ, Tekirdağ'daki sel felaketinin ardından içme suyunun kullanımına yönelik soruya ise “Böyle zamanlarda, o bölgedeki mahalli yöneticilerimiz, il hıfzıssıhha kurulu ile birlikte bölgeye veya şehre ait gerekli tedbirleri halkımıza iletiyorlar. Genel anlamda içme suyu ile ilgili bir sıkıntı olmamasına gayret ediyorlar. Suların klorlanması ile ilgili hassasiyetler artırılıyor. Gerekli uyarılar il içinde vatandaşlarımıza yapılacaktır” yanıtını verdi.
Ekim'de 10 Milyon Domuz Gribi Aşısı Geliyor
Domuz gribine karşı daha önce risk grubundaki 10 milyon kişiyi aşılama kararı alan Sağlık Bakanlığı, ilk partisi Ekim başında gelmesi beklenen aşının daha fazla sayıdaki kişiye yapılabileceğini açıkladı. Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Turan Buzgan, 2 firmanın H1N1 aşısını Eylül sonundan itibaren üretecek duruma geleceğini söyledi. Domuz gribi pandemisine ilişkin hazırlıklar ve yürütülen çalışmaların Pandemi İzleme Bilim Kurulu ile birlikte şekillendirildiğini anlatan Buzgan, bu kurulun aldığı karara göre ülkede domuz gribi aşısı yapılması gereken 13 milyon kişi bulunduğunu bildirdi. Ülkelerin üretimi sınırlı olan aşıya ulaşabilmek için bir yarış içinde olduğuna dikkati çeken Buzgan, Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın firmalarla bizzat görüşerek aşının temini konusunda gereken garantiyi aldığını belirtti. 2 doz halinde uygulanacak aşının ilk partisinin Ekim başında Türkiye'ye ulaşmasının beklendiğini açıklayan Buzgan, uygulamanın en yüksek risk grubundan başlanarak yapılacağını söyledi. Bilim kurulunun, öncelikli risk grubu olarak gebeleri, 6-35 ay arasındaki çocukları, diyabet, KOAH, kalp hastalığı ve bağışıklık sistemi yetmezliğine sahip kronik hastalığı olanları, sağlık personelini, elektrik, doğalgaz ve ulaşım hizmeti gören kritik görevlerdeki kamu personelini, asayiş kuvvetlerini ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını belirlediğini kaydeden Buzgan, aşının yetişmesi halinde hacı adaylarının da bu gruba dahil edileceğini söyledi. İlk etapta risk grubundaki asgari 10 milyon kişinin aşılanması kararı alındığını, ancak bu sayının artırabileceğini bildiren Buzgan, ''Sipariş verilen 20 milyon dozun 3'te 1'i yılsonuna kadar, geri kalanı da 2010 başında teslim alınacak. Belki ilk dozu hemen, 2. dozu daha sonra yapabiliriz. Türkiye aşı sıkıntısı yaşamayacak'' diye konuştu. Üretimi sınırlı olduğu için H1N1 aşısının ilk etapta eczanelerde satılmasının beklenmediğini kaydeden Buzgan, ''Belki 2010 yılının 2. yarısında piyasada satılabilir'' dedi. Buzgan, mevsimsel grip aşısı ile H1N1 aşısının birlikte yapılmasında bir sakınca olmadığını da bildirdi.
Kategori:GUNCEL(yok) Yorum yaz! Baglanti
DOMUZ GRİBİ BELİRTİLERİ VE ÖNLEMLER
Domuz gribi nedir?
Domuz Gribinin Belirtileri nelerdir?
Belirtiler normal insan gribi belirtilerine benzer ve• Ateş,
• Öksürük,
• Boğaz ağrısı,
• Burun akıntısı,
• Vücut ağrıları,
• Baş ağrısı,
• Titreme halsizlik bazı vakalarda kusma ve ishal bildirilmiştir. Geçmişte zatürre ve solunum yetmezliği gibi ciddi hastalık ve ölümlere neden olduğu bildirilmiştir.
İnsandan insana nasıl bulaşır?
Hastalığa yakalanmamak için ne yapmak gerekir?
Bu önlemler:
• Öksürdüğünüzde ya da hapşırdığınızda ağzınızı ve burnunuzu bir kağıt mendille kapatınız. Kullandığınız mendili hemen çöpe atınız.
• Öksürdükten veya hapşırdıktan sonra ellerinizi bol su ve sabunla yıkayınız. En az 15 ila 20 saniye yıkama önerilir. Alkolle temizleme de tercih edilebilir.
• Ağzınıza, burnunuza ve gözlerinize dokunmaktan kaçının. Çünkü virüs ellerinizle başka kişilerle tokalaşma yoluyla da bulaşabilmektedir.
• Hasta kişilerle yakın temastan kaçının.
• Genel sağlığınıza dikkat ediniz.
• İyi uyuyun, fiziksel aktivitelerde bulunun, stresten kaçının, bol sıvı alın ve iyi beslenin
• Bu hastalıkla kontamine olmuş olabilecek yüzeylere temas etmekten kaçının.
Seyahat eden kişilere DSÖ neler tavsiye etmektedir?
Tedavisi var mı?
Çocuklarda acil tıbbi yardım gerektiren durumlar şunlardır:
• Hızlı nefes alma ya da solunum güçlüğü
• Mavimsi cilt rengi
• Yeterince sıvı alamama
• Uyanamama ya da uyaranlara cevap verememe
• Huzursuzluk
• Grip benzeri semptomlara ek olarak ateş ve şiddetli öksürük
• Döküntü
Yetişkinlerde acil tıbbi yardım gerektiren durumlar şunlardır:
• Solunum güçlüğü veya nefes darlığı
• Göğüs ya da karın içinde ağrı veya basınç
• Ani baş dönmesi
• Konfüzyon
• Şiddetli bulantı ve kusma
Kategori:GUNCEL(yok) Yorum yaz! Baglanti
ŞEYH SAİD KİMDİR?

“Bizler ve Türkleri bağlayan sadece din kalmıştı, Türk Hükümeti dini de kaldırdı ve artık bizi birbirimize bağlayan hiçbir şey kalmadı.”
Şeyh Said 1865 yılında Erzurum’un ilçesi Hınıs’a bağlı Kolhisar Köyü’nde dünyaya geldi. Babasının adı Şeyh Mahmut Fevzi’dir. Şeyh Said’in ailesi köklü ve büyük ailelerdendir. Ailesi daha Osmanlı Padişahı 4. Murat döneminde, düşman saldırılarıyla karşılaşır. Sultan 1639’da Şeyh Said’in dedesi Seyyid Haşim’i katleder.

Şeyh Said’in dedeleri şu silsileyle geliyor: Mele Haydar, Mele Kasım, Şeyh Ali Septi Amedi, Şeyh Mahmut Fevzi. Şeyh Mahmut Fevzi Palu’dan Hınıs’a gidip Hınıs’ın köyü Kolhisar’ı satın alır ve orada yerleşir. Şeyh Mehmûd Fevzi’nin yedi oğlu olur. Bunlar; Şeyh Said, Şeyh Bahaddin, Şeyh Diyaeddin, Şeyh Necmeddin, Şeyh Tahir, Şeyh Mehdi ve Şeyh Abdurrahim’dir.

Babasının ölümünden sonra bu büyük ailenin bütün sorumluluğu Şeyh Said’in üzerine kalır. Şeyh Said’in ailesi çok zengindi. Sürüleri vardı ve bu sürülerini Erzurum’dan ta Halep’e, Musul’a, Şam’a kadar götürüyordu. Şeyh Said bu arada hem ticaret yapıyor hem de gittiği yerlerde insanlarla ilişki geliştiriyordu. Bundan dolayı onu tanıyanlar ve sevenler çoktu. Bir çok insan onun etkisinde kalıyordu. Birinci Dünya Savaşı sırasında bir çok Kürt yerinden yurdundan göç ettirilir. Bu dönemlerde Osmanlı, onu ve ailesini de sürmek isterler ama dönemin kaymakamını Şeyh Said tehdit eder ve ondan çekindikleri için Ona ve ailesine karışamazlar.
Şeyh Said'din Eğitimi
Şeyh Said ilim öğrenmek için medreseye başlar. Muş, Malazgirt, Hınıs ve Palu’da eğitimini tamamlar. Şeyh Said bilinçli ve akıllı bir insandı. Köy köy gezip İslami ve ulusal mücadele bilincini insanlara vermeye çalışır. Osmanlı’nın yıkılıp Cumhuriyetin kurulmasıyla beraber Cumhuriyetin kurucuları gerçek yüzlerini göstererek İslam ve Kürt karşıtlığına dayalı politikalarını gün yüzüne çıkarırlar. Bu da Şeyh Said’in çabalarını artırır. O, bu durumda artık yerinde duramazdı. Gün çalışma günüydü.
Şeyh Said'din hanımıyla son konuşması
Şeyh Said kıyama katılmak için hazırlığını yapar ve evden çıkacağı zaman hanımı ona şöyle der:
“Sen bizi kime bırakıp gidiyorsun”. Bu soru karşısında Şeyh Said tarihi cevabını şöyle verir:
- Eğer ben ve bu bastonum yalnız da kalsak ben yine bu kafirlere karşı çıkacağım. Ne ben Hz. Hüseyin’den daha değerliyim ne de benim ailem onun ailesinden daha kıymetlidir. Eğer ben bu kafirlere karşı çıkmazsam zebaniler sarığımdan tutup beni cehenneme atarlar, siz o zaman bana yardım edebilecek misiniz? Onlar bana demezler mi; “Ey Said Allah o kadar mal mülk verdi sana. Sen Allah için ne yaptın? Bunlar Allah’ın emirlerini ayaklar altına almışlar.
Evet ben cihada başladım ve korkanlar, cihat edemeyecekler, hastalar gelmesinler. Bu yol korkakların yolu değildir!
Kardeşi Bahaddin ise O’na şöyle der:
“Abi sen biliyorsun Müslüman halkı bilgi yönünden pek gelişkin değil. Sen başaramazsın.”
Şeyh Said’in cevabı takdire şayandır.
- Bahaddin, Bahaddin! Hiç merak etme ben Amed’de asılacağım, sen de Kur’an’ın üzerinde şehit düşeceksin.
Hz. Hüseyin de nerede şehit düşeceğini bilmiyordu. Ama onlar için her şeyden önemlisi Rablerine olan sevgiydi.
Şeyh Said'din son sözleri
Asılacağı sırada bir kağıdın üzerine Arapça şöyle yazıyor: “ Değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur. Muhakkak ki ölümüm Allah ve İslâm içindir."
(yok) Yorum yaz! Baglanti
ŞEYH SAİD KİMDİR?

“Bizler ve Türkleri bağlayan sadece din kalmıştı, Türk Hükümeti dini de kaldırdı ve artık bizi birbirimize bağlayan hiçbir şey kalmadı.”
Şeyh Said 1865 yılında Erzurum’un ilçesi Hınıs’a bağlı Kolhisar Köyü’nde dünyaya geldi. Babasının adı Şeyh Mahmut Fevzi’dir. Şeyh Said’in ailesi köklü ve büyük ailelerdendir. Ailesi daha Osmanlı Padişahı 4. Murat döneminde, düşman saldırılarıyla karşılaşır. Sultan 1639’da Şeyh Said’in dedesi Seyyid Haşim’i katleder.

Şeyh Said’in dedeleri şu silsileyle geliyor: Mele Haydar, Mele Kasım, Şeyh Ali Septi Amedi, Şeyh Mahmut Fevzi. Şeyh Mahmut Fevzi Palu’dan Hınıs’a gidip Hınıs’ın köyü Kolhisar’ı satın alır ve orada yerleşir. Şeyh Mehmûd Fevzi’nin yedi oğlu olur. Bunlar; Şeyh Said, Şeyh Bahaddin, Şeyh Diyaeddin, Şeyh Necmeddin, Şeyh Tahir, Şeyh Mehdi ve Şeyh Abdurrahim’dir.

Babasının ölümünden sonra bu büyük ailenin bütün sorumluluğu Şeyh Said’in üzerine kalır. Şeyh Said’in ailesi çok zengindi. Sürüleri vardı ve bu sürülerini Erzurum’dan ta Halep’e, Musul’a, Şam’a kadar götürüyordu. Şeyh Said bu arada hem ticaret yapıyor hem de gittiği yerlerde insanlarla ilişki geliştiriyordu. Bundan dolayı onu tanıyanlar ve sevenler çoktu. Bir çok insan onun etkisinde kalıyordu. Birinci Dünya Savaşı sırasında bir çok Kürt yerinden yurdundan göç ettirilir. Bu dönemlerde Osmanlı, onu ve ailesini de sürmek isterler ama dönemin kaymakamını Şeyh Said tehdit eder ve ondan çekindikleri için Ona ve ailesine karışamazlar.
Şeyh Said'din Eğitimi
Şeyh Said ilim öğrenmek için medreseye başlar. Muş, Malazgirt, Hınıs ve Palu’da eğitimini tamamlar. Şeyh Said bilinçli ve akıllı bir insandı. Köy köy gezip İslami ve ulusal mücadele bilincini insanlara vermeye çalışır. Osmanlı’nın yıkılıp Cumhuriyetin kurulmasıyla beraber Cumhuriyetin kurucuları gerçek yüzlerini göstererek İslam ve Kürt karşıtlığına dayalı politikalarını gün yüzüne çıkarırlar. Bu da Şeyh Said’in çabalarını artırır. O, bu durumda artık yerinde duramazdı. Gün çalışma günüydü.
Şeyh Said'din hanımıyla son konuşması
Şeyh Said kıyama katılmak için hazırlığını yapar ve evden çıkacağı zaman hanımı ona şöyle der:
“Sen bizi kime bırakıp gidiyorsun”. Bu soru karşısında Şeyh Said tarihi cevabını şöyle verir:
- Eğer ben ve bu bastonum yalnız da kalsak ben yine bu kafirlere karşı çıkacağım. Ne ben Hz. Hüseyin’den daha değerliyim ne de benim ailem onun ailesinden daha kıymetlidir. Eğer ben bu kafirlere karşı çıkmazsam zebaniler sarığımdan tutup beni cehenneme atarlar, siz o zaman bana yardım edebilecek misiniz? Onlar bana demezler mi; “Ey Said Allah o kadar mal mülk verdi sana. Sen Allah için ne yaptın? Bunlar Allah’ın emirlerini ayaklar altına almışlar.
Evet ben cihada başladım ve korkanlar, cihat edemeyecekler, hastalar gelmesinler. Bu yol korkakların yolu değildir!
Kardeşi Bahaddin ise O’na şöyle der:
“Abi sen biliyorsun Müslüman halkı bilgi yönünden pek gelişkin değil. Sen başaramazsın.”
Şeyh Said’in cevabı takdire şayandır.
- Bahaddin, Bahaddin! Hiç merak etme ben Amed’de asılacağım, sen de Kur’an’ın üzerinde şehit düşeceksin.
Hz. Hüseyin de nerede şehit düşeceğini bilmiyordu. Ama onlar için her şeyden önemlisi Rablerine olan sevgiydi.
Şeyh Said'din son sözleri
Asılacağı sırada bir kağıdın üzerine Arapça şöyle yazıyor: “ Değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur. Muhakkak ki ölümüm Allah ve İslâm içindir."
(yok) Yorum yaz! Baglanti
ŞEYH SAİD EFENDİ'NİN MEZARI
Şeyh Said Efendi'nin mezarı annemin gözyaşları ![]()
Sevgili Ali Haydar Koç, Dağkapı (1925) Buğday Pazarı(1937nın Hatırlattıkları başlıklı bir makale yazmış. 25 ve 38 isyanlarında öldürüldükten sonra, cesetleri günümüze kadar gizlenen Şeyh Sait, Seyit Rıza ve diğer Kürt liderleri ile ilgili yazdığı bu enfes yazı için, öncelikle, Ali Haydar’ın ellerine, beynine sağlık. Yazılarını zevkle okuyorum.
Bu yazısıyla beni çocukluk anılarına götürdüğü içinde ayrıca teşekkür ediyorum.
Küçüktüm, annem bir gün elimden tutup, Dağkapı semtine götürmüştü.
Dağkapı, o zamanlar Diyarbakır’ın merkezi sayılırdı.
Burası, şehri boydan boya kaplayan surların, dört ana kapısından birisiydi.
Dağkapı, beş ayrı yolun gelip buluştuğu geniş bir meydandı.
Bu meydanın bir tarafında, Atatürk heykeli, (Mustafa Kemal’in heykeli, Şeyh Sait ve arkadaşlarının asıldığı tarafa bakardı. Sonsuza kadar onları izlemek için oraya dikilmişti sanki.) karşısında Yenişehir sineması, sinemanın yanında orduevi, orduevinin karşısında Gökdelen oteli ( Sonra bu otel ordunun oldu.) Otelin yan caddesinde Dilan sineması, sinemanın karşısında çay bahçeleri vardı. Yenişehir sinemasının sağ yanında şehir hatlarında çalışan minibüsler dururdu. Minibüslerin önünden aşağıya doğru inen cadde, Fiskayası ile buluşur oradan dicle nehrine inilirdi.
mezarın olduğu yer ![]()
Yenişehir sinemasıyla, Orduevinin istinat duvarları arasında, kimselerin kullanmadığı boş bir arazi bulunurdu. Bu boşluk sinema ile Orduevi arasında tarafsız bir saha gibiydi. Hiç bir şey için kullanılmaz, girilmez, çıkılmazdı. Oranın hüzünlü, garip ve kasvetli bir havası vardı.
Annemle ben o boş arazinin karşısında durmuştuk.
Bak dedi annem ve anlatmaya başladı.
“ Oğlum şeyh Sait efendi, Şeyh Şerif efendi ve diğer Kürt büyükleri burada asıldılar. Öldürüldüler”
“ Karşıya bak görüyormusun.” İşaret ettiği yer Yenişehir sineması ve Orduevinin olduğu taraftı. “Gördüm” dedim.
“Oraya iyi bak dedi. Dedelerimizin cesetlerini oraya çukurlara gömdüler. Unutma oğlum, onlar bizim ecdatlarımızdır, bizim için öldüler.”
Şeyh Sait efendi’yi astıkları ip üç kez kırıldı ![]()
“Şeyh Sait efendiyi asamaz, öldüremezlerdi. Şeyh Sait efendi’yi astıkları ip üç kez kırıldı. Efendi, üç kez yerden toprak alıp rüzgarlara atmak istedi, üçünde de vazgeçti. Eğer o toprağı havaya savursaydı, tüm Diyarbakır yerle bir olacak ve her canlı ölecekti. Şeyh Sait efendi; zalimlerin yanında, milletimde ölür, evleri yerle bir olur diyerek elinde ki toprağı yere bıraktı. Ancak bundan sonradır ki, onu asabildiler.”
“Unutma oğlum, onlar senin dedelerindir. Acımasızca katlettiler. Onlar için dua et. Gün olur devran döner, Allah mazlumların hakkını zalimlerin yanına bırakmaz.”
Annem sözlerini bitirmiş o yöne doğru sessizce dua ediyordu. Duasını ederken, yanaklarından aşağıya yaşlar süzülüyordu.
Şaşkın çocukluğumla anlamaya çalışıyordum. Anladığım tek şey dedelerim olduğu söylenen kişiler, zülme uğratılmış ve öldürülmüşlerdi. İçim üzüntüyle dolmuş bende ağlamaya başlamıştım.
Korku dolu gözlerle o boşluğa bakıyor, orada yatan ölüler bize bakıyorlarmış gibi ürperiyordum.
Hem merhametsizce öldürülmüş yakınlarıma üzülüyor, hem korkuyordum.
Anlamıyordum ama, annem ağladığı için bende ağlıyordum...
Sonra...........
Annem onların öykülerini anlatırdı.
İsyanlarını, kahramanlıklarını ve acı sonlarını.
Anlatırken, yaşarmış gibi anlatır, bizi isyana götürür, isyanın bir parçasına dönderirdi.
Kahramanca direnenlerle gururlanır, teslim olana kızar, ihanet edene nefretle bakardık.
Şeyh Sait efendi kar beyazı sakalları, nur yüzü ve milleti için kendini feda eden yüceliğiyle kahramanı olurdu çocuksu düşlerimizin.
Annemin öyküyü bitiren sözleri genellikle
“Oğlum, düşman bize bir şey yapamaz ama Kürd Kürde düşmandır.Kürd Kürdün xayinidır. Böyle olduğu sürece bizim kaderimiz hep böyle kalacaktır. Ne yazık bize ki; bu bizim kaderimizdir ve korkarım ki hiç değişmeyecektir.” Olurdu.
Annem isyanda iki yaşındaymış. Ona Kürt kahramanlarının öyküsünü, anne ve babası anlatmış. O bizlere anlattı. Ben çocuklarıma anlatacağım.
Bu öykü bitmez. Ta ki, Dağkapıya Şeyh Sait Efendi ve diğer Kürt kahramanlarının mozoleleri yapılana, heykelleri dikilene dek.
(yok) Yorum yaz! Baglanti




